BOZDAĞ: KÜLTÜRÜMÜZ, ANAYASAMIZ VE HUKUKUMUZ KADINA KARŞI SAYGIYI ESAS ALIR

08 Mart 2022
Türkiye Adalet Akademisi
745

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kadına karşı şiddet eylemlerinde yeni düzenlemelerle getirilecek ceza artırımların caydırıcılık fonksiyonunu etkinleştireceğini vurgulayarak, “Bizim kültürümüz, medeniyetimiz, tarihimiz, ahlakımız, anayasamız ve hukukumuz kadına karşı şiddeti değil, kadına karşı saygıyı, insana karşı saygıyı esas alır” dedi.

Türkiye Adalet Akademisi’nde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadın hâkim ve savcı adayları ile bir araya gelen Bakan Bozdağ, kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen bazı yargı kararlarının adalete olan güveni zedelediğini kaydetti. Hâkim ve savcıların esas vazifelerinin anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatle karar vermeleri olduğunu anlatan Bakan Bozdağ, yargısal süreçteki her bir kararın, hukuka ve adalete olan güvenini arttıracağını söyledi.

KÜLTÜRÜMÜZ, ANAYASAMIZ VE HUKUKUMUZ KADINA KARŞI SAYGIYI ESAS ALIR

Milletin adalet beklentisine cevap verecek, haksızlıklar konusunda elinde tuttuğunuz teraziyi doğru tartarak hakkı hem tespit edecek, hem de hak sahibine sizler teslim edeceksiniz. Adaletin doğru işlemesi milletin her bir ferdinin hem yargılama görevi yapan hâkim ve savcılara güvenmesi hem de onların verdiği kararlara itaat etmesi ve uyması, uygulaması o ülkede mülkün temeli olan adaleti ayakta tutmak için son derece önemli bir göstergedir. Sizlerin verdiğiniz her bir karar her bir vatandaşımızın hukukumuza, adaletimize, yargımıza ve devletimize olan güvenini arttıracak bağlılığını arttıracaktır. Her yanlış kararda hukukumuza, devletimize, adaletimize olan inancı zayıflatacaktır. O yüzden yargı görevi yapanlar sadece hak ve adalet tevzinde değil aynı zamanda toplumsal birliğimizin huzur ve güvenimizin kamu düzenimizin iyi olmasında da çok önemli bir görevi ifa ettikleri tartışmadan varestedir. Türkiye’nin pek çok kanayan yarası var. Bunlardan en önemlisi de hiç şüphesiz kadınlarımıza karşı uygulanan şiddet eylemleridir. Gün geçmiyor ki gazetelerde, televizyonlarda herhangi bir kadınıza karşı bir şiddet haberi duymayalım ya da izlemeyelim. Bu gerçekten korkutucu bir durum. Zira bizim kültürümüz, medeniyetimiz, tarihimiz, ahlakımız, anayasamız ve hukukumuz kadına karşı şiddeti değil esasında kadına karşı saygıyı, insana karşı saygıyı esas alır ve bunu doğrudan her birerimize kadın erkek ayrımı yapılmaksızın emredir. Bir milletin kültürü, medeniyeti, ahlakı, yasaları kadına karşı şiddeti men eder, saygıyı emrederken bu kadar şiddetin olmasını bu kadar kötülüğün olmasını anlamakta da gerçekten zorlanıyoruz. Bu noktada hâkim ve savcılarımıza önemli görevler düştüğünde de şüphe yoktur.

CEZALARIN CAYDIRICILIK FONKSİYONUNU ETKİNLEŞTİRİLECEK

Zira bir yandan kadına karşı şiddetle mücadelede önleyici hukukun önemi ortadayken ve bununla ilgili gerekenler yapılırken öte yandan da herhangi bir suç sayılan eylem işlendiği takdirde bununla ilgili soruşturma ve yargılama süreçlerinin adil bir şekilde yürütülmesi, hak ve adalet neyi emrediyorsa ona göre hükümler verilmesi gerekir. Elbette kadına karşı şiddet eylemleri nedeniyle cezaların caydırıcılık fonksiyonunun daha etkin bir şekilde uygulanmasına ve belki de bu alanda yeni suçların işlenmesine büyük oranda engel olabilecek niteliktedir. O nedenle kadına karşı şiddetle mücadelede Türkiye’nin merhamete değil, adalete ihtiyacı vardır. Hakların, hukukun, kanunun, adaletin emri neyse bunların gereğini eksiksiz ve tam yapmaya ihtiyacımız vardır. Genç hâkim ve savcı adayları olarak sizlerin görev yapacağınız, sağlık içinde uzun yıllar içerisinde toplumumuzdaki bu yaranın kapanmasında önemli rolleriniz olacağına önemli vazifeler icra edeceğinize yürekten inanıyorum.

ESAS VAZİFEMİZ ANAYASA, KANUN VE HUKUKA UYGUN VİCDANİ KANAATLE KARAR VERMEKTİR

Zaman zaman haberlere düşüyor siz de takip ediyorsunuz. 23 yerinden bıçaklanan bir kadını bıçaklayan fail 3 ay tutuklu kalıp sonrada serbest bırakılıyor. Sonra bakıyorsunuz 15 yerinden bıçaklamış başka bir fail tutuklanmadan adli kontrolle serbest bırakılabiliyor. Bu haberleri duyan vatandaşlarımız, insanlarımız hem adalete olan güveni zedeleniyor hem de bu kararları tesis edenlere olan inancı sarsılıyor. Bizim esas vazifemiz anayasa, kanun, hukuka uygun vicdani kanaatle karar vermektir. Ben her zaman söylerim Anayasamızın 138. Maddesi gerçekten hukuk devletinin hâkim ve savcılar yargı süreçleri ile ilgili temel ilkeleri ortaya koymaktadır. Hepimiz vicdan sahibiyiz, hepimizin kalbi var ama bizim vicdanlarımız tek başına karar tesis etmeye yetmez. Eğer bir vicdanı biz anayasa, kanun ve hukukla bağlamazsak o vicdan zulme alet olur.

VİCDANINIZ ANAYASA, KANUN VE HUKUKA BAĞLI İSE ADALETİ TAM TESİS EDER

Adalet; anayasa, kanun, hukuk ve dosyadaki deliller bunlarla kayıtlı ve bağlı bir vicdanla verilecek hükümle ancak tesis edilebilir. Bazen duyuyoruz ben vicdanıma göre karar verdim. Senin vicdanın nereye bağlı? Anayasaya mı bağlı, kanuna mı bağlı, hukuka mı bağlı? Eğer bizim vicdanlarımız Anayasa kanun ve hukuka bağlı ise o vicdan adaleti tam tesis eder ama eğer vicdanımız anayasa, kanun, hukuk değil de başka şeylere bağlıysa o zaman bu vicdan bizi zulme götürür. Onun için de genç hâkim ve savcı adaylarımızın Anayasanın 138. Maddesini çok iyi içselleştirmeleri, hayatı boyunca vicdanlarını Anayasamızdan, kanunlarımızdan ve hukuktan ayırmadan, onlara bağlı bir şekilde edindikleri vicdani kanaatlerle hüküm tesis etmeleri kadına karşı şiddetle ve pek çok olumsuzlukla, suçla mücadelede toplumda suç işleyenlerin azalmasında önemli rol oynayacağına yürekten inanıyorum. Çünkü böylesi bir vicdanla karar verdiğimizde hakla adaleti ayakta tutmuş, haksızlığı önlemiş, hak sahibine hakkını mahkeme kararıyla teslim etmiş oluruz.

HÂKİMLER SAVCILAR, ANAYASA, KANUN, HUKUK VE VİCDANİ KANAATLE HÜKÜM TESİS EDER

Hâkimler savcılar yargı görevi yapanlar esasında kamuoyu vicdanına göre değil anayasa, kanun, hukuk ve bunlara uygun bir vicdani kanaatle hüküm tesis eder. Kamuoyu başka düşünebilir ama eğer dosya ve deliller anayasa, kanun ve hukuk size kamuoyunun dediği dışında bir kararı emrediyorsa o kararı verecek ve onun arkasında dimdik duracağız. Aksi takdirde kamuoyu baskısı hâkim ve savcıların yerine geçer. Bugün biliyorsunuz özellikle dijital medya dediğimiz mecralar sosyal medya ve medya mahkemeleri çıktı. Bakıyorsunuz pek çok konu karara bağlanıyor, medyada infial oluyor daha sonra ya karar değişiyor ya da başka şeyler oluyor.

GEREKÇELİ KARAR SON DERECE ÖNEMLİDİR

Eğer biz bir karar veriyorsak medyada çıkan haberler veya bir takıp sosyal medya mahkemelerinin baskısı bizim kararımızı değiştirmemelidir. Ama bakıyoruz ki pek çok karar değişiyor. Bu ne demek ya karar yanlış ya da bizim gerekçemiz eksik, doyurucu bir gerekçe ile kararımızı izah edememişiz demektir. O nedenle verdiğimiz her kararın gerekçesini de kararın kendi kadar önemli olduğunu gözlerden ırak tutmamalıyız. Çünkü sizin kararlarınızı okuyanlar dosyaya sizin kadar vakıf değillerdir. Dosyanın delillerini bilmezler. Tarafların iddia ve savunmalarından haberleri yeterince olmayabilir. Öyle bir gerekçe yazmalı ki kararı veren hâkimimiz o gerekçeyi okuyan kararın doğruluğundan şüphesi yüzde 100 olan biri olsa dahi gerekçeyi okuduğunda bu karar doğrudur, ben yanlış anlamışım eksik ve yanlış bilgilerle kararın yanlış olduğuna hükmetmişim kanaatine varabilmelidir. Onun içinde gerekçeli kararların son derece önemli olduğunu buradan bir kez daha ifade etmek isterim.

EĞER GEREKÇELER DOYURUCU VE İKNA EDİCİ OLSA MEDYA ÜZERİNDEN YAPILAN ELEŞTİRİLER AZALACAK

Yargıya dönük eleştirilerin büyük bir kısmının gerekçelerin yetersizliğinden ve ikna edicilikten uzak olmasından kaynaklandığını biz çıkan haberleri analiz ettiğimizde çok rahat görüyoruz. Eğer gerekçeler doyurucu olsa ve ikna edici olsa emin olun yargıya dönük medya üzerinden yapılan eleştirilerin önemli bir kısmının olmayacak. Onun için genç hâkim ve savcı adaylarımıza bundan sonraki süreçlerde görevleri boyunca gerekçeye karar kadar önem vermelerini, gerekçeyi yazarken kanundaki kavramları tekrarlamak yerine dosyadaki delilleri irdeleyerek şüphesi olanın o kararın doğruluğuna ikna edecek ayrıntıda doyurucu gerekçe yazmaları sizin iyi bir hâkim olmanıza iyi bir savcı olmanıza büyük yardımcı edecek, başarılarınıza başarı katmanızı sağlayacak, verdiğiniz karar aleyhine olan insanların dahi size saygı duymalarına neden olacaktır. Doğru karar aleyhine olan insanı da size saygıya sevk eder. Eğri karar lehine olan insanı dahi size saygı duymaya yöneltmez bu işini bilmiyor der benim durumum bu, dosya bu delil bu ve sizin adil olmadığınıza hükmeder ve size saygı duymaz. Onun için hâkim ve savcılarımızın bu noktada kararların adilliğine gerekçelerin doyurucu ve detayına ve doğruluğuna da hassaten önem göstermeleri gerekmektedir.

HUKUK DÜZEYİNDE KADIN KAVRAMININ ORTAK BİR KAVRAM OLARAK KULLANILMASINI TEMİN ETTİK

Kadına karşı şiddetle mücadele konusunda Türkiye’de çok önemli çalışmalar yapıldı. Sizler de takip etmişsinizdir. Belki çoğunuzun lise öğrencilik yıllarına, üniversite öğrencilik yıllarına denk geldi ve bizim kanunlarımızda uzunca bir zaman kadınlarımızı inciten, onları kendi içinde ayrıştıran nice kanun maddeleri nice hukuk ibareleri vardı. Ceza kanununun 765 sayılı kanunumuzu incelediğimiz de orada kadınlarımızın bile kendi içinde karı, kadın, bakire, kız, kız çocuğu gibi değişik kavramlarla anıldığını ve nitelendirildiğini görüyoruz. Başkaca kanunlarımızda da maalesef üzülerek ifade etmek isterim ki böylesine ayrıştırıcı ve incitici kavramlar vardı. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türk Ceza Kanunu başta olmak üzere kanunlarımızda kadınları incitici kendi içinde ayrıştırıcı kategorize edici kavramları bir bir Türk hukukundan kanunlarından temizledik ve kadın kavramının bütün kadınlarımız için ortak bir kavram olarak kullanılmasını hukuk düzeyinde temin ettik. Tabi halk arasında konuşmalar farklı olabilir. Ama bilmemiz lazım ki her kanun aynı zamanda bir kültür oluşturur. Bir kültür anlayışında yolunu açar. Bu düzenlemeler yeni bir kültürün oluşmasında çok büyük katkılar sağlayacaktır. Anayasamızın 10.maddesinde kadınlarla erkeklerin eşit haklara sahip olduğu devletin bu eşitliği hayata geçirmekle yükümlü olduğuna dair önce bir hüküm koyduk. Ama baktık ki haklar eşit diyoruz ama eşitlik arazide kanunda yazdığı gibi değil. Devlete yüklenen yükümlülükle maalesef devletin bu alanda etkin rol almasını anayasanın eşitlik ilkesi varken hukuk devleti ilkesi varken pek te mümkün görünmüyor. Bunun üzerine ikinci bir adım attık ve kadınlar lehine yapılacak düzenlemelerin eşitlik ilkesine aykırı yorumlanamayacağına dair anayasamıza kadınlar lehine ilk defa pozitif ayrımcılığı koyduk.

HAKSIZLIĞA HAK DİYEN, AYRIMCILIĞA EŞİTLİK DİYEN KİŞİ OLMAYIN

Türk siyasi tarihinde de hukuk tarihinde de kadınlar lehine pozitif ayrımcılığı getirip anayasal düzeyde koyan ve devletin bütün kurumlarına Cumhurbaşkanından başlayarak bütün görevlilerini bu pozitif ayrımcılığı uygulamayı emir haline getiren tarihi bir adımı biz anayasamıza koyduk ve büyük bir değişimi buradan hareketlendirdik. Tabi bu devam ediyor. Bunun yansımaları ne oldu derseniz bunun pek çok alanda yansımaları oldu. Türkiye’de kadınlarımızın kendi içinde eşitsizliğini doğuran başı açık, başı örtülü kadınların eğitim, seçilme ve istihdam haklarını anayasaya ve yasalara rağmen Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmelerine rağmen maalesef uygulamada eşit bir şekilde Türkiye uzunca bir süre uygulayamadı. Mahkeme kararları Anayasa Mahkememiz, Danıştay’ımız başta olmak üzere bunlara hak ve adalet olduğunu ve bu uygulamaların haksızlığın, eşitsizliğin, ayrımcılığın hukuk devletinin gereği olduğuna dair sayfalarca kararlar yazdılar. Sakın böyle hâkimler olmayın. Haksızlığa hak diyen, ayrımcılığa eşitlik diyen, hukuk devletini ayaklar altına alan düzenleme ve uygulamalara hukuk devletinin gereği diyen bir hâkim ve savcı olursanız hangi mahkemede üye olursanız olun hukuku da, anayasayı da, hakları da, eşitliği de ayaklar altına almış olursunuz.

Bir yandan eğitim hakkından kimse mahrum edilemez. Anayasa yoksun bırakılamaz diyor. Öte yandan toplumda kadınların neredeyse yarısını belki fazlasını biz yıllar yılı sadece kıyafet tercihinden eğitim hakkından mahrum bıraktık. Çalışma hakkı herkesin hakkıdır sadece işe girmenin gerektirdiği liyakat şartları dışında hiçbir şey gözetilemez derken biz anayasanın bu açık hükümlerini çiğnedik ve kadınlarımızın yarısının neredeyse çalışma hakkını elinden alan uygulamaları hayata geçirdik. Kıyamet kopmadı ve bu alanda attığımız demokratikleşme ve hukuk devletinin gereklerine uygun adımlar sayesinde bugün eğitim hayatında çalışma hayatında ve siyasi hayatımızda kadınlarımızın hepsi eşit bir şekilde yerlerini almakta alın teriyle mücadelelerini sürdürmektedir.

8 BİN 294 KADIN HÂKİM VE SAVCIMIZ GÖREV YAPMAKTADIR

Türkiye’de kıyamette kopmadı herhangi bir sorun da olmadı. Geçen zaman içerisinde kadın istihdamını arttırmak için ciddi adımlar attık biz ve gelinen noktada belki sadece kendi kurumumuzla ilgili bir rakamı paylaşmam daha uygun olur. 2002’de 1847 hâkim ve savcımız varken şuan da 8 bin 294 kadın hâkim ve savcımız görev yapmaktadır. Şuan da hâkim ve savcılarımızın yüzde 43’ünü kadınlar oluşturmaktadır. Sınavdaki başarıya baktığımızda son mülakata girenler içerisinde kadınların başarısının erkeklerden daha fazla olduğunu görüyoruz ve yakın bir gelecekte kadın erkek sayısının eşitleneceğini belki de kadınların sayısının daha da artacağını öngörüyoruz. Burada herhangi kota uygulaması söz konusu değildir bundan sonra da olmayacaktır. Alın terini döken hak eden kim olursa olsun bir adım önde olacak ve onlar sizin bulunduğunuz yerlerde görevlerini ifa etmeye devam edecektir.